close

Gazetecilik bir ideal, bir tutkulu aşk gibiydi düşüncelerimde.

Kazanamadığımda dolabıma gazetecilikle ilgili biriktirip astığım tüm yazıları yırtıp atmış, gözyaşları içinde bir hayalden vazgeçmiştim.

Daha 1. sınıfın başlarında okul gazetesine müracaatım sonucu eski gazeteleri incelemek ve yeni sayının redaktelerini yapmak gibi bir görev aldım.

Tam bu sıralarda okul gazetesinde çalışan birkaç öğrencinin de ödül aldığı bir törene katıldım.

Hevesim arttıkça artıyor, kafamda kurgular yapıyordum. Haber ve hayal kurguları…

Kimsenin haberi olmadan çalıştığımız okul gazetesi, bir hocanın ders sırasında “Siz daha uyuyun, bunlar çalışmaya başlamışlar bile!” deyişi ile açığa çıkacaktı.

Yaklaşık 4 ay sonrasında editörün “Erken uyanabiliyor musun sen? O halde kadroya alacağım seni.” dedi ve 4 gözle beklediğim oldu.

Mesleğimin ilk maaşını 1 Mayıs günü aldım.

gzt

İlk haberim Karadenizdendi.

Okulun Güzel Sanatlar Fakültesinden bir öğretim görevlisi ile konuşmak için yaklaşık 10 kez gidecektim. Ya ertelenecek ya hiç cevap alamayacaktım. Umudum azalıyor, artık başarısız bir gazeteci adayı olduğumu kabulleniyordum ki, başardım. Haberimi tamamladım. Fakat gazetede yer olmadığı gerekçesi ile haberim bir sonraki sayıya ertelenecekti. Bir sonraki sayıda da yer almayacaktı…

Bir arkadaşım ile 2. öğretim öğrencileri üzerine bir haber yapmak istedik. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinin uzun bir aradan sonra ilk 2. öğretim öğrencileriydik ve derse giren birçok öğretim görevlisi bize oraya şans eseri gelmişiz gibi davranıyordu. Örgün öğretimlerle aramızda büyük farklılıklar olduğunu söylüyorlardı.

İlk “Olmaz!”ı editörden aldık. Sonra dönemin dekan yardımcısıyla bunu konuştuk, onay verseydi bu sorunlara dikkat çekecektik. Ama tabi ki onay alamadık.

Okul ile ilgili bir haber yapmak üzere işe koyuldum. Eski bir rektör yardımcısı olan profesör ile görüşme tarihi ve saatini belirledik. Belirlenen saatte dersim olmasına rağmen gittim. Profesörün toplantısı bitmek üzere idi. Bir türlü bitmek bilmeyen toplantı sırasında sekreterin profesörün aynı zamanda eşi olduğunu anlamıştım. Sekreter okul gazetemizin ismini sürekli yanlış telaffuz ediyordu. Nerede olduğumuzun farkında olmadığı “Devlet üniversiteleri berbat, ne varsa özel üniversitelerde var.” demesinden belli oluyordu. Bana çocuklarını anlatmaya bile başlamıştı. Yaklaşık 3 saattir orada oturmuş bekletiliyordum ve bu toplantı bitmiyordu. En sonunda bana “Siz bize mail atın sorularınızı biz yanıtlayarak gönderelim.” dediler. İçimden küfürler ediyordum. Fakat teşekkür ederek çıkmakla yetindim.

Fakülteye geri döndüğümde editörüm “Hayır sakın yırtma!” derken ben elimdeki soruları paramparça ediyordum, ağlıyordum.

Birçok haberim yazılmadan imha oldu, birçoğu hiç yayınlanmadı.

Aylık süreli gazetemiz senede 2 kez çıkıyordu. Gazete çıkma süresi uzadıkça hevesim kırılıyordu.

Dekan değişti, editör değişti, gazete değişti.

Her şey değişince 2010 Aralık İletim Gazetesi basıldığı halde sansüre uğradı. Dağıtımı yasaklandı kimseler göremeden ortadan kayboldu. O sayının bir kaçı “birileri” tarafından ele geçirilip okulun yemekhanesinde birilerine inat dağıtıldı.

Artık yeni ve kesin kararlar vardı. Gazete sadece okul ile ilgili haberler yapacaktı. Okulun aleyhine ve siyasi hiçbir şey yayınlanamazdı. Haber kaynakları okulun öğretim görevlileri olacaktı ve okul yüceltilecekti. Her çalışana bir fakülte düşüyor ve orayla ilgili haberler yapılıyordu. Genç fikirler göz göre göre köreltiliyordu.

Editörlerim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Başhekimi ile bir söyleşi yapmamı istediler. İstedikleri yönde bir söyleşi yapıp haberimi hazırladım. Fakat hiçbir neden gösterilmeden haberim yayınlanmadı. Yaptığım ilk Karadeniz haberindeki eleştirel dili yontmamı, olumlu şeylerden bahsetmemi hatta haberin girişine bir şiir koymamı bile istediler. Yaptım ama yine yayınlanmadı.

Yeni editörlerim hiçbir şeyi beğenmez olmuşlardı ve ben bu Polyanna yayın politikasına daha fazla katlanamıyordum. Gazeteden soğuyup bırakmaya karar verdim.

Okul dışında da pek farklı bir yayın akışı yoktu. Bürokrasiler, emirler, hoşnutsuzluklar ve kapanış.

İçimizdeki hevesi yok eden bir sistemin içinde yeniden staj yapmamız zorunlu tutuluyor. Diplomamız riske atılıyor.

Her haber bir hikaye ediyor. Her vazgeçiş yeni bir başlangıç. Her yılma bir başarı.

Bugün bu sorunları dile getirmek “Provokatörlük” . Ve aslında durumun değişmeyeceğini biliyoruz. Yayın politikası denilen şey derste öğrendiğimiz gibi değil. Hiçbir derste bize diktadan bahsetmediler. Uygulamaya geçtiğimizde şikayet ettiğimiz vakit “kötünün iyisi” diye tabir edildi okulumuzun gazetecilik faaliyetleri. Hem de birinci ağızlar tarafından.

Biz eleştirmenlere provokatör diyenler, kötünün iyisi benzetmesini yaparlarken hallerinden memnundular.

Mevcut imkanları kullanmayı bize öğretemeyenler, alternatif bir medya oluşturmamızı istiyorlar. Sesimizi başka platformlarda da kısmak istiyorlar aslında.

Tags : gazetegazetecilikiletim gazetesiiletişim fakültesiistanbul üniversitesiokul gazetesiredakte

Leave a Response