close

İlkokul bana fakirliği anımsatıyor.

Birçok yoksunluk ile geçiyordu o vakitler. Yaşarken farkındaydım parasızlığın aslında, ama asıl üzerinden bu kadar fazla yıl geçtikten sonra ve belirli rahatlıklara kavuşunca daha net fark edebiliyorsun.

6 yaşıma daha girmemiştim, babam beni karşısına aldı “bak kızım, bu yıl okula mı gitmek istiyorsun yoksa benimle köye gelip tatil mi yapmak istiyorsun?” dedi.

Tabi ki köye gitmek cazip geldi, çünkü orada oyun oynamanın zirveye ulaşması söz konusuydu.

İstanbul’a geri döndüğümüzde okullar açılalı bir ay geçmişti.

Feryat figan ağlamaya başladım. “Abim ve ablamı okula gönderdiniz, beni göndermiyorsunuz” diye. Babam gözyaşlarıma daha fazla dayanamadı ve semtimizdeki, kuzenlerimin de okuduğu okulun yolunu tuttuk. Beni kabul etmediler. “Sınıflarımız dolu ve çok vakit geçti, seneye başlasın.” dediler. Hayır efendim, seneye falan başlayamazdım! Şimdi istiyordum, şimdi!

Durumu apartmanımızda oturan bir ilkokulun müdür yardımcısı olan Çiğdem Öğretmen’e aksettirdik. Çiğdem Öğretmen, yarın gelin bizim okula, bir konuşalım dedi.

O sıra 15 kiloyum.

Okul müdürü Ahmet Kurtul beni görünce “yahu ezilir bu çocuk” dedi. Önüme eğilip “Söyle bakalım, okumak istiyor musun?” diye sorduğunda bünyemden beklenmeyecek gürlükle “Evet!” dediğimden olsa gerek okula kaydımı yaptırdı.

Okuldaki öğrenciler forma giyiniyorlar. Benim ise kuzenlerimden kalma mavi önlüğüm var, sanıyorum forma alacak paramız olmadığından mavi önlük ile okula gidiyorum birkaç gün. Pirincin içindeki taşa benziyorum, öylesine sırıtıyorum öğrencilerin arasında. Çiğdem Öğretmen babama bir miktar para veriyor forma alınması için.

Ben mavi önlüğüm ile okula başladığımda, arkadaşlarım 45 günlük öğrenciydiler.

ilk

Öğretmen hangi okuldan geldiğimi sorduğunda çok şaşırdım, işte buradaydım, okulum burasıydı, hangi okuldan geldin de ne demekti şimdi. Bana hangi anaokulundan geldiğimi sorduğunu çok sonradan anladım, çünkü ben anaokuluna gitmemiştim.

Zil çaldığında arkadaşlarımın dışarı koştuğunu görünce, çantamı sırtıma takıp kapıya yöneldim. Eşyaya eskiden beri önem veririm. Sınıf arkadaşım Alper “çantanı almana gerek yok, bu teneffüs, teneffüste çantanı burada bırakıp çıkabilirsin” deyince uyandım durumu. Aynı Alper, 3. sınıfta altına kaka yapmıştı.

Tuvaletin yerini bilmiyordum. Biri tuvalete gitmek için izin aldığında hemen arkasından gitmeyi planlıyordum. Nimet, tuvalete gitmek için izin alınca, arkasından gittim. Durumumu fark etmiş olacak ki “gel seni ben götüreyim” dedi.

Babam okula başlayışımın ilk 2 haftasında öğlene kadar kapıda beni bekliyordu. En büyük korkum son ders servisi kaçırmaktı.

Bir süre sonra normale döndü, okula alıştım, hatta çok sevdim. Formam da vardı, geç başlamama rağmen sınıfta okuma yazmayı söken 10. kişiydim. İstiklal marşını ve andımızı bile ezberlemiştim. Folklora gitmek istemiştim ama her gün eve gelip ağlıyordum, bacaklarım ağrıyor diye. Bir de ödevlerimi yapamadığımda ağlıyordum.  Serviste hep kusuyordum, bir kere istiklal marşı okunurken altıma kaçırdım, sonrasında işi abartıp kaka bile yaptım. Çiğdem Öğretmen babamı arayıp kıyafet getirmesini söyledi, babam gelince Çiğdem Öğretmenin odasında üzerimi değiştirdim.

Bize hep dergi satıyorlardı ve çok pahalıydı, alınması da mecburi. Öğretmen derginin paralarını her sabah tek tek isimleri okuyarak topluyordu. Sabah olmasını hiç istemiyordum çünkü her sabah ismim okunuyordu ve o parayı bir türlü veremiyordum.

Aynı şekilde servisçimiz Ali Abi de para zarfını bir gün geç getirsen herkesin içinde söylenip duruyordu.

Bunu söylemek çok acı ama, ben hiç Tatilya’ya gidememiştim. Çocukluğum boyunca o kadar çok anlatıldı ki, gitmiş kadar oldum.

Lütfi Banat İlköğretim Okulu’nda okuyanlar bilirler, çok kapsamlı iş eğitimi dersleri verilir. O kadar kapsamlıdır ki, her hafta yapılacak işler için alınan malzemelerin parası ile prafabrik bir ev rahatlıkla satın alınabilir. O dönem korkulu rüyam tutkal ve guaj boya. Onlar çok pahalılar.

Yine böyle bir iş eğitimi dersinde kapı süsü yapacağız. Bir halka var, o halkanın etrafını tuvalet kağıdı ile saracağız, tutkal ile yapıştırıp sulu boya ile boyayacağız, ardından üzerine süsler yapıştıracağız ve kapımıza asacağız. 90’lı yıllarda pembe tuvalet kağıtları vardı. 5. ya da 6. kalite. O dönem bizim evde o kullanılıyor. O kadar dandik bir tuvalet kağıdı ki 8 yaprağı üst üste koysanız, yine şeffaf görüntüye sahip oluyor. Herkes getirmiş solo tuvalet kağıtlarını, tek pembe olan benim. Halkanın etrafına doladım bolca. Ardından tutkal ile yapıştırdım. İş boyamaya geldi, fakat ne mümkün! Fırçayı değdirdiğim anda tuvalet kağıdı eriyip gidiyor. Nitekim o çalışmayı yapamadım.

Sezon sonu indiriminden alındığı için, yazları bot giyilen bir çocukluktan geliyorum. O zamanların lezzeti hala damağımda. Biraz klişe katacak olursam bu fakir edebiyatına; o zamanlar hayat daha güzeldi.

 

 

 

 

Tags : ahmet kurtulcumhuriyet ilkokulufakirfakir edebiyatıformaguaj boyailköğretimilkokuliş eğitimilütfi banatmavi önlükokulokul anılarıokula başlamaktatilyateneffüsyoksulluk

Leave a Response