close

Geçip giden uhuu, zamanları huhuu, bir yerlerde bulsam…

2 çocuklu bir aileye 3. çocuk olarak katılıyorum. Beklenmeyen çocuk beklenmedik anda dünyaya geliyor. Eylül sevdalısı. 2 kilo 300 gram. Suratı annesinin elinin içi kadar. Doğduğundan beri simsiyah saçları var.el-seklindeki-sabunluk--i25239

Gazetelerin kuponla Arcopal marka yemek takımları, farları açılıp kapanabilen lüks otomobiller, buzdolapları, televizyonlar ve daha nicelerini verdiği bir nesile iştirak etmenin keyfine nail olanlardanım. Kırmızı ojeli el şeklindeki sabunluklara tutturulabilsin diye sabuna gazoz kapağı saplayan çocuklardanım. O günlerin tadı damağımdan Facebook, Twitter, İphone’un sihirli elması ya da Mc Donalds’ın leziz hamburgerleri ile silinmeden gördüğüm herkese anlatmak istiyorum.

Mutfağımızda tezgahın altını bez ile kapatıp dolap olarak kullanırdık. Duvarda tabaklarımızın dizili olduğu kırmızı bir terek vardı, babam onu beyaza boyadı sonradan. Yaş ilerledikçe renklilere olan tahammül azalıyor olmalı. Birkaç yıla terek kalktı, tezgahın altına dolap yapıldı ve mutfağa masa kondu. Masanın üstüne yerleştirilen ekmekliğe bir gün olsun ekmek konmadı.

Abimle birlikte kaldığımız odada ranza vardı. Topal Süleyman amcayla babam o ranzayı kestiler, üst katı Topal Süleyman amca götürdü. Biz abimle o ranzada oyun oynardık. Ranza gidince ben başka yatakta yatmaya başladım. Abim de, ben de geceleri altımıza işiyorduk. Uyurken gözümü açtığımda ilk kez kırmızı noktalı filmle tanıştım Show Tv ekranlarında. Bizim oda bereketliydi. Küçücük yere gazete kuponları ile aldığımız derin dondurucuyu, çamaşır makinesini ve annemin dikiş makinasını sığdırmışlardı. Abim yazın sıcak olduğunda serinlemek için ayak ucundaki derin dondurucunun kapağını ayağıyla acar ayağını içine sokardı. Porno dergilerini dikiş makinesinin içinde sakladığını babam yakaladığında öğrenecektik. Abim, “öğretmen ödev vermişti” şeklinde bir açıklama yapacaktı. Ben ise motor meslekte anatomi dersi olmadığını bilemeyecek kadar küçüktüm. Bir gün odadaki kitaplıkta duran ve yine gazete kuponları ile aldığımız 32 ekran televizyonun fişine takılarak aşağıya düşürmüş ve ekranın sağ üst köşesini çatlatmıştım. Akşam bin bir korku ile babamın karşısına çıkıp sıkıntı içinde durumu anlatışımı ve babamın gülerek “olsun sana bir şey olmadı ya” deyişini hiç unutmayacaktım. Bir gece 5.4 şiddetinde deprem olduğunda abime “sen mi salladın” diye sorduğumda gerçek bir depremi ilk kez yaşayacaktım.

Banyomuz alaturkadan alafrangaya abim evleniyor diye dönüştürüldü. Babam kalebodurları elleri ile döşemişti, ama abim evlenmekten vazgeçti. Banyonun kapısında minicik bir delik vardı abim sigara içmeye başladığında o deliği kibrit ya da kürdan ile kapadı duman çıkmasın diye.

Ablamın odası her zaman girmek istediğim bir yerdi. Ama ablam beni içeri almıyordu. Odasını hep çok güzel süslerdi. Bir sürü ıvır zıvırı vardı. Bir gün arkadaşıyla otururken beni odasına almadığı için sinirlenip dışarı çıkıp camına yumruk atıp kırmıştım. Küçücük elimle camı kıran öfkemi o günden beri kontrol edemiyorum.

 Annemlerin yatak odası beyaz duvar kağıdı ile kaplıydı. Her yıl evi badana yapardık. O duvar kağıtlarını sökerken, abimin Osman Amca’nın mersedesini kaçırıp sitede tur attığı haberini aldık. Osman Amca sabah babama “delikanlı çocuktur da, yapacak tabi” diyecekti. Annemlerin odasında karşılıklı iki gardrop vardı, biri sarı biri siyah. Bir de annemin gizemli sandığı. Her açtığında abimle başına üşüştüğümüz ve annemin hiç bir şeye dokundurtmadığı sandık.

 Hole “ara” diye hitap ediyorduk. Arada askılık vardı ve her zaman tıka basa dolu olurdu.

Ablamın odası ablam evlenince benim odam oldu. Bu taş çatlasın 2 metrekarelik oda için çok savaş vermiştim. Ayda bir farklı şekle soktum odamı, duvardaki posterleri değiştirdim. Hala içinde bulunduğum için onu betimleyemiyorum ama önemli olan, hala Topal Süleyman’la babamın kestiği ranzada uyuyorum. Bu küçücük odadan ne kadar sıkılırsam sıkılayım bir gece başka yerde uyuyup döndüğümde bana öyle sıkı sarılıyor ki. Onu hiç bırakmayacağıma dair sözler verip duruyorum. Gerçekten huzur buluyorum.

90Salonumuzda 90’ların modası ve tasarım harikası kitaplıklı koltuk vardı. Birbiri ile tutarsız olan tüm bu koltuklar ablam evlenecek diye atılıp, yerine takım koltuklar alındı. Ablam evlendi. Eve hantal bir vitrin geldi. Yıllardır duvarda durduğu yerde eve ciddiyet ve kasvet verdiğine inanıyorum. İçi gereksiz eşyalarla dolu.

Çok önemli misafirler gelmedikçe ‘cumhurbaşkanı gibi’ yemek yenilmeyen bir yemek masamız vardı. Yemek masası dışında her şey olarak kullanıldı. Babamın ağladığını ilk kez o masada oturup elini yumruk yapıp masaya vurduğunda görmüştüm. Abim günlerdir hastanede yatıyordu ve babam yıllar sonra onu, balık tutmaya gittiği için döveceğini bilmeden oğluna ağlıyordu. Babam ikinci kez ağladığında yine o masada oturuyordu. Ablamın çeyizi evden çıkmıştı, o sırada da babamın hayatı boyunca görmediği üvey amcasının ölüm haberi gelmişti. Babam ablamın gidiyor olmasına amcasını bahane ederek ağlıyordu. Babam benim için daha hiç ağlamadı.

Salonda annemin çeyizinden kalma ve artık bacağını telle tutturduğumuz bir sehpa vardı.

Camımızı sıvayan ve sadece abimle benim hatırladığımız “löp salih usta” vardı.

Yazın pencereden girip çıktığımız için annemden azar yemek vardı.

Tags : 90'sarcopalçocuklukdoksanlarel şeklinde sabunlukmazinostalji

Leave a Response