close

Türk Sinemasında 6 Yönetmen, Dünyamızın Gizli Sahipleri, Uzaydan Geldiler, Türk Sinema Tarihi, Bir Levantenin Beyoğlu Anıları, Mumyanın Mezarı, Canavarlar Yaratıklar Manyaklar, Dehşet Öyküleri… Bunlar yayınlanan kitaplarından sadece birkaç tanesi Giovanni Scognamillo’nun. Aynı zamanda sinema tarihçisi, Beyoğlu tarihçisi, fantastik sanatlar uzmanı, gizemli konular araştırmacısı, hikâyeci, bankacı, reklamcı, dekoratör, kitapevi yöneticisi ve daha birçok alanın bilirkişisi. Yaptığı çeviriler ve rol aldığı filmler var bir de.

Bu kadar fazla yönünün yanında o, kendisini sadece profesyonel bir yazar olarak tanımlıyor. Sinemacı bir ailenin içinde doğanların kaçınılmaz olarak sinemayı seçtiklerini düşünüyor. İlk kez 4 yaşındayken seyrediyor bir filmin yarısını, babasının müdürü olduğu Elhamra Sinemasında. Annesiyle birlikte dışarıda lobide otururken duyduğu ilginç gürültüleri takip edip salona giriyor ve Herbert George Wells’in Dr. Moreau’nun Adası romanından uyarlanan Kayıp Ruhlar Adası filminin korkunç sahnesiyle karşılaşıyor. Canavarlar onları yaratan doktoru parçalıyorlar o sırada ve Giovanni bir feryat bastırıp koşa koşa çıkıyor salondan. Korku sinemasıyla ilk karşılaşması, sinemada ilk ve son korkması oluyor bu olay. Sonraları çok film seyrediyor ama içlerinden en çok korku sineması çekiyor ilgisini. Lise yıllarında sinema yazarı, sinema tarihçisi olmayı hedeflediğini söylüyor. “Bizim evde hep sinema konuşulurdu. Eski sinemadan bahsedilirdi ve bu merakımı uyandırıyordu” diye ekliyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Türkiye’deki korku filmlerini soruyoruz Scognamillo’ya. Türk edebiyatında ve tiyatrosunda korku geleneği olmadığını, Türk folklorunda ve mitolojisinde korkunun olduğunu ama bununda ender kullanıldığını söylüyor. Bir insan düştüğünde herkes güler, ağlatmak da kolaydır ama insanları korkutmak zordur diyor ve ekliyor “Korkutmadan önce izleyiciyi germek yararlıdır ama bunun için Alfred Hitchcock’un yerini alan herhangi bir yönetmen çıkmadı henüz.” Yeşilçam döneminde korku filmine güvenilmedi ve teknik olarak da hazırlıksızdık diyor. Yeşilçam sonrasında ise korku filmlerinde kendilerine çok güvenen ama falsolu ürünler veren yönetmenler çıktı ona göre. Yapılan dijital efektler ve özel efektlerle teknik imkânsızlıkların ortadan kalkmasına rağmen korku sinemasına soyunan kişilerin korku kültürünün ya da korku bilgisinin yetersiz olmasına bağlıyor korku sinemasının gelişememesini. Kültürümüzde yer almayan öğelerin işlenmesine pek hoş bakmıyor Giovanni. “Gulyabaniyi anlatırsak anlıyorum, folklorik bir öğe, fakat sırf Amerikalılar, Japonlar yapıyor diye kalkıp zombi filmleri yapmamızı anlayamıyorum.” diyor. Korku sinemamızın gittikçe İslami değerler kisvesine bürünmesinin müşteri potansiyeli kazanmak amaçlı olduğunu düşünüyor. Bir İslam ülkesinde cinlerin işlenmesi doğal ama bunda da yerel olmak şart diyor.

Korku sinemasında bir gerileme olduğunu ve artık korkunun yerini dehşetin aldığını düşünüyor. Dehşet ve korkunun birbirlerinden ayrılması gerektiğini, kan ve çığlıktan ibaret olan filmlerin korku değil dehşet sineması olduğu ve bu tarzdan hoşlanmadığını belirtiyor. Sadece para kazanmak amaçlı yapılan bu tarz hakkında “Neden seyirci bulduğunu ve ne işe yaradığını hala çıkartamadım.” diyor. Amerikan korku filmlerine bakıldığında 1950’li yıllara kadar hedef kitle olgun insanlardı. Son yıllardaki Amerikan yapımlarında ise hedef kitle daha çok gençlere yönelik duruma geldi. Bunun en son örneği Twilight ve New Moon filmlerinde görülüyor. Yeni seyirci potansiyeli arayışından çıkan sonuçlar tatmin edici değil Giovanni’ye göre.

Yıllardır sinema izlemenin kendisine maddi olarak bir şey katmadığını düşünen Scognamillo, bir kurgu yazarı olmanın dini inanç sahibi olunmasıyla alakasız olduğunu söylüyor. Kurgu yazarı olmak hayal gücü ve kültür meselesidir diye ekliyor. Günümüz sinema yazarlarına işlerini ciddiye almalarını tavsiye ediyor. Bir sinema yazarı sinema tarihinden uzak kalmamalı, siyah beyaz filmleri de, sessiz filmleri de seyretmeli diyor. Amerikan, Avrupa ya da Japon filmlerini izlerken onların ilk örneklerinin de bilinmesi gerektiğini düşünüyor. “Çağdaş sinema yazarlarının bir kısmı bunları yapıyor ama bir kısmı üşeniyor.” diye vurguluyor.

Çizgi romana olan ilgisini merak ediyoruz ve hemen başlıyor anlatmaya Giovanni. Bu ilgisi de çocukluğunda başlamış, okuma yazmasının olmadığı yıllarda dahi annesi çizgi roman dergileri alır, yazılarını okurmuş ona. Son yıllarda eskisi kadar meraklısı değilim, hatta var olan çizgi roman arşivimi arkadaşlarıma dağıttım diyor. Her şeye ulaşabilmek zor oluyor diye ekliyor. İlgilendiği bir konuyu daha iyi öğrenebilmek için mutlaka bir kitap yazması gerektiğini düşünen Giovanni, pek fazla alanla ilgilenmesini “Maymun iştahlıyım.” diye yorumluyor.

Son zamanlarda yorulduğu için var olan projeleri üzerinde pek çalışmadığını söylüyor. “Genel grev ilan ettim.” diyor. Bazen çok büyük düşündüğünü ve yarı yolda kaldığını, bilgisayarında bir hayli yarım kalmış kitabı olduğunu belirtiyor. 2 kişilik bir ekiple üzerinde çalıştığı, gittikçe bir vampir ansiklopedisine dönüşen ‘Vampir manifestosu’, ‘Korku Ansiklopedisi’ ve 150 sayfası yazılmış olan ‘Fantastik Türk Edebiyatı’ araştırma projeleri devam ediyor Giovanni Scognamillo’nun.

Tags : Alfred Hitchcockdünyamızın gizli sahiplerielhamrafantastikGiovanni Scognamillokorku ansiklopedisikorku sinemasımumyanın mezarısinematürk sinema tarihiuzaydan geldilervampir manifestosuyeşilçam

Leave a Response