close

Benim bir gün bir çocuğum olursa ve ona bir şey olursa ben kesinlikle kendimi keserim. Bir şeyden kastım çok ufak bir şey.

Efendime şöyle söyleyeyim ;

Ben lise ikinci sınıfa giderken bir yeğen doğdu hanemize.

O sıralar bir durumdan ötürü doğum yapan yengemin yanında benim kalmam icap ediyor. 14 yaşındayım, yanımda 17 yaşındaki kuzenim var ve bir odanın içinde, doğum yapmış olan birkaç kadının yanında refakat ediyorum. Kadınların hepsi sezaryenli ve hastaneden taburcu olmaları için kaka yapmaları gerekiyor. O yaşımda, akıl sır erdiremeyeceğim daha nice tuhaflıklar yaşıyorum refakatim boyunca. Hiçbir kadının bir an önce kaka yapmasını dilediniz mi?

Yeğenin fotoğrafını çekmek için kuduruyorum, fakat yengem izin vermiyor. Sakıncalı olabilir diyor. Yengemin tuvalete girmesiyle yeğenin boy boy fotoğraflarını çekip babama multimedya mesaj atmam bir oluyor.

Doğduğundan beri aynı evin içerisinde yaşıyoruz yeğenle. Evde yaşça ona yakın ben olduğumdan “rol model hala” olmam kaçınılmaz oluyor. Çocukluğumu bilen akrabalar –aynı halası, şu hareketlere bak aynı aynı. diyorlar. O sıralar liseli ergen olarak en büyük keyfim, televizyondaki müzik kanallarının sesini sonuna kadar açıp, tüm şarkıları ezberlemek. Yeğen şimdi 6 yaşında, bilmediği Türkçe şarkı yok sayılır. Babasına mp3 aldırtana kadar kendini parçaladı. Çizgi film ve müzik kanalları en büyük hobisi.

Bizim yeğen görüp görebileceğim en yaramaz çocuk. Her gün kafa, göz bir yerini aynalar. Bu bir gün evde koltuktan uçup, sehpaya çakıldı. Çeneyi yardı. Gözümün önünde bir kan akıyor, -ılgıt ılgıt kan gidiyor loy loy, dayan dizlerim dayan, ağla gözlerim ağla- bayılacağım o derece. Doğru hastaneye, dikişe.

599982

Yeğen büyüyor, okul çağına geliyor. Tembihlerde bulunuyoruz hepimiz. Okul çok güzel, okul çok cici şöyle böyle. Geliyor boynuma sarılıyor ve hayatım boyunca asla unutamayacağım o konuşmayı yapıyor hıçkıra hıçkıra ağlayarak. “Halacığım seni çok seviyorum, çok çalışacağım, ben de senin gibi olacağım, ben de üniversiteye gideceğim.” El kadarki halinden bu güne kadar gözümün önünde büyüyen bir sıpa, beni örnek alıyor. Kendimi tuvalete kapatıp ağlıyorum, “ulan ben kimim ki? Beni nasıl büyütmüş gözünde, ben de senin gibi olacağım diyor.”

Bazen anlaşamıyoruz. Onu anlamak işime gelmiyor. Çünkü ininde yaşayan bir ayı gibi rahatsız edilmekten nefret ediyorum. Bana çok kızıyor. Aramızda çok büyük yaş farkı yok sayılır ama bu nesil farkımızı önlemiyor. Hızla gelişen zaman içerisinde nesiller arası zaman azalıyor ama fark çoğalıyor.

Sanırım her çocuk anneanne-babaanne-dede yanında özgürlüğe doyabiliyor. Anne babanın katı kuralları yok, büyüklerin esnekliği “aman bırak yapsın ne olacak, çocuktur”luğu sayesinde şımarıklık dizginlenemeyecek boyuta geliyor. Uyku saatleri çoktan geçen yeğenler sınırlarını zorlayıp, yemek yiyeceğiz diye tutturuyorlar. “cızzz” tencere minik parmağı yakıyor.

İşte içimin yanması burada başlıyor. Ben yanımda büyüyen bu çocukların acılarına dayanamıyorum. Torbaya buz koyup gönderiyorum yatağa. Bir süre sonra mutfakta tıkırtılar. Yeğen gelip bana söyleyemiyor, huysuz halası kızabilir. Biraz daha buz koyuyorum minicik parmağa, geçmiyor. Ulan buzlukta buz bitti, çocuğun sızısı bitmiyor. Krem sürüyorum geçmiyor. Buzlukta annemin eriklerini kesiyor gözüm. Yuvarlak buz tanesi sayılabilirler pek ala. Veriyorum eline, biraz daha diniyor acısı. Diş macunu sürüyorum, yatmaya gidiyor iki dakika sonra geri dönüyor. Uyursan geçecek’leri yutmuyor artık, “senin bildiğin gibi bir acı değil bu hala” diyor. Bir ara çizgi filme dalıp, buz niyetine verdiğim eriği kemiriyor.

Büyüdüğünde hatırlayacak, halam bir gece başımda beklemişti diyecek. Benim boğazıma bir şey takılıyor onun gözleri doldukça. Ulan ne zor iş bu çocukluk?

Tags : buzhalahala olmakrol modelsevgiyanıkyanmayeğen

Leave a Response