close

Tarlabaşı’nda dinlenecek çok hikaye vardı, dozerler yıktı

Her gün olduğu gibi nefesim kesilinceye kadar koştum otobüsün arkasından.
Bir fark vardı, çok daha erken uyanmıştım.
Ama yetiştim.
Çekime gidiyorduk. Fotoğraf çekimine.
Taksim’de buluşacaktık bütün sınıf.
Beşiktaş’ta otobüsten inip çay içmemiz lazımdı.
Gelemezdik yoksa kendimize.
Geç kalma pahasına, içtik çayımızı.
Ve anıtın önünde buluşup tuttuk Tarlabaşı yolunu.
4 kişilik grubumuzun ismini “Fedailer” koyduk.
Önce apartmanlar arasında gerilen iplere asılan çamaşırlar çekti dikkatimizi,
Sonra birkaç çocuk…

Ama bunlar yetersizdi.
Sokakta bir kadın gülümsedi bize.
Kürtçe bilen grup üyemiz bir şeyler söyledi ona.
Biraz konuştular.
Sonra girdik evine.
tbİlk defa gördüğü 2 erkek ve 2 kızı evine aldı kadın.
Hem de hiç tereddüt etmeden.
2 katlı evin merdivenlerini çıkıp salonuna yerleştik.
Minderler getirip koydu arkamıza.
Kusurumuza bakmayın dedi, ev biraz kirli.
Sohbete başladık, üniversitede okuyan kızını anlattı.
Hangi ilde olduğunu bilmiyordu.
Ama yakında kazandığı burs sayesinde İstanbul’a özel bir üniversiteye gelecekmiş.
Duvarda birkaç fotoğraf asılı.
Ama soramıyoruz girer girmez.
Sonra “bdp”nin takvimi ilişiyor gözümüze.
Evet diyor, biz Kürt’üz, bdp’liyiz.
Biz diyor, ayrım yapmayız, ayrım yapanları sevmeyiz.
Size çay yapayım diyor.
Biraz sonra çaylarla birlikte giriyor içeri.
Başlıyor anlatmaya
20 yıl olmuş Mardin’den buraya göçeli.
Devlet köylerini boşalttırmış, evlerini yakıp yıkmış.
Ve tüm köylüleri şehirlere sürmüş.
Benim köyüm diyor, cennet gibiydi.
Evlerimizi yıkmasalar, bizi atmasalar gelir miydik buralara.
İstanbul’a bu şekilde zorunlu göç ettirilen Kürtlerin İstanbul’da hırsız olduklarını söylüyor. Ne yapsınlar diyor, iş yok.

Elbette hiçbir hırsızlığın sebebi olamaz.
Ama bir durup düşününce hak veriyor insan.
Bir düzeniniz var, işleriniz uğraşlarınız, topraklarınız.
Sizi oradan atıyorlar.
Koskoca bir şehirde, hiç bilmediğiniz topraklarda,
Farklı dil, farklı kültür.
5 paranız yok, açsınız.
İş yapmak istiyorsunuz. İş yok.
Çalıyorsunuz.
9 çocuğum var diyor.
10 ama 9.
Kızımın biri diyor, dağda.
Pkk’lı oldu.
Biz engel olamadık ki diyor.
Kendisi gitti.
Okula giderken kaçtı gitti.
20 yıldır yok diyor.
En son 2 yıl önce, bir mektubu geldi diyor.

2 yıl öncesinde sadece bu kadarını yazıp, yazımı tamamlamadığım için elbette çok pişmanım. O güne dair hatırladıklarım şöyle;

Tüm heyecanı ve samimiyeti ile karşımızda hiç susmadan tüm yaşantısını anlatan bir kadındı. En çok dil bilmeyişinden muzdaripti. Belirli bir yaşa kadar ailesinden hiçbir Türkçe kelime duymayıp okula başladığında Türkçe konuşan öğretmenlerini anlayamadıklarını anlatmıştı. Okuma yazmayı öğrenememişti. Sadece o değil, okula giden hiç kimsenin Türkçe okuma, yazma ve anlayabilme yetisi gelişememişti. Öğretmenlerinin bu duruma çok üzüldüğünü anlattı.
Bir süre sonra bize tüm fotoğraf albümlerini getirdi. Hepsine tek tek bakıp bize uzak gelen bir kültürü tanımak için inceliyorduk. Tek tek fotoğrafların anılarını bile anlattı. Sürekli çaylarımızı tazeledi. Yemek hazırlamak için mutfağa gitmeye kalktığında engel olduk. Bu kadar zahmete gerek yoktu.
Müsaademizi isteyip evden ayrıldığımızda tek hissettiğim ufkumun müthiş genişlemiş olduğuydu. Bir yaşantı bana yıllardır hiçbir derste, hiçbir profesörün öğretemediği kadar çok şey öğretmiş ve belki de bakış açımı değiştirmişti…

 

Tags : kentsel dönüşümkürtpkktaksimtarlabaşıyıkım

1 Comment

  1. Merhaba Zeynep!
    Çok güzel bir sayfa oluşturmuşsun. Bir senaryo atölyesine gidiyorum. G.S.F. oyunculuk bölümü mezunuyum. Tarlabaşını çok güzel anlatmışsın. Senaryo tasarımımdaki atmosfer tarlabaşı olacak. Okudum , güzel yazmışsın emeğine sağlık , benim için faydalı oldu. Sevgiler, selamlar.

Leave a Response