close

Müthiş siyasi bir donanıma sahip olduğumu iddia edemem, fakat müthiş insani duygulara sahip olduğumu düşünüyorum.

“deprem” kelimesi ile ilkokulda “eş anlamlı kelimeler” konusunda eş anlamlısının “zelzele” olduğunu öğrendiğimde tanıştığım yadsınamaz bir gerçek. Tabii sonrasında 17 Ağustos 1999’da yaşanılan büyük felaketle kelimenin tam manasını öğrendim. Yaşamadım o büyük felaketi ama izlerini belleğime kazıdım. Uzunca bir süre televizyon kanallarının sağ üst köşelerinde yayınlanan artan ölü sayılarını hatırlıyorum. Gün 24 Ekim 2011 olduğunda kelimenin manasını en acı biçimde yeniden öğrenen birçok insan oldu. Van sallandı, ülkemiz sallandı…

Bir haber spikeri bu felaketi “ülkemizin doğusunda da olsa üzüldük” gibi aptalca bir ifadeyle sundu. “ülkemizin doğusunda da olsa…” cümlenin tüyler ürperten, insanlık dışılığına dikkat edin.

Cümledeki korkunç ayırımın, dışlanmışlığın farkına varın. Sonrasında maalesef ki “gazeteci” sıfatı altında, yaptığı sakil programlarla şuurunu belirli bir süreliğine kaybeden bir kadın; enkazın altında, karanlıkta, betonların altında, aç, çaresiz, çoğumuzun yaşamadığı bir durumdaki insanlara “hadlerini bilsinler” diye bir laf etti. Kendinin bilemediği haddini bu feci durumdaki insanlardan bekledi.

vandeprem.jpgKimileri “benim canım devletim” naraları attı. Aman bizim canımız, devletimiz. Koyun sürüsünü önüne katmışçasına bir çoban edasında bizi güden canımız devletimiz… Hani bir Reha Muhtar sloganı vardır “nerede bu devlet, nerede bu millet?” Van depreminde açıktı. Millet burada. Peki ya devlet nerede? “Deprem vergisi” dediler ödedik, fakat şimdi sormaya çekiniyoruz: “nerede bu devlet, nerede bu deprem vergilerimiz?” 75 milyonluk ülkemizde Türk Kızılay’ımızın yalnızca 60 bin çadırı var. Başka bir haber spikeri tüm iyi niyeti ile “doğudaki kürt vatandaşlarımız bu olay sayesinde devlet babanın büyüklüğünü görecektir” diyor. Bilemiyorum. Ben göremiyorum.

Birlik olmamız gereken günde bir kesim ayağa kalkıyor “iyi oldu” diyor. Bir de vicdansızlığını “faşistim ben” kisvesine büründürüyor. Bu karanlık zihniyeti değiştirmek mümkün olmadığı gibi anlamak da zorlaşıyor.

Van Depremi'nin simgesi haline gelen Yunus
Van Depremi’nin simgesi haline gelen Yunus

4 askerimiz şehit oluyor “bakın” diyorlar, “işte gördünüz mü, siz de hala kalkıp bu millete yardım ediyorsunuz”. Neyi görmemizi istiyorlar bilmiyorum. Sanırım onlar ülkemizin doğusunu, yıkıldığında toplamak istemiyorlar. Hani çok milliyetçiler ya, unutuyor olamazlar atalarımızın her karış toprağımız için akan kanlarını. Asırlardır bir olmuş, bir yaşamış kardeşlerimize düşman kesiliyorlar. Atalarımız savaşta esir düşen düşman askerinin yarasını sararken, bize vatan toprağımızdaki insanlara zulmetmek, ilgisiz kalmak yakışmamalı. Bu topraklar uğruna ordumuzda savaşıp şehit olan kürtler yok mu? Şimdi nasıl olur da her şeyi bir kenara bırakıp “bırakın yahu onlar zaten terörist, onlar polisimize askerimize karşı geldi, taş attı” derler? Derler elbet, siyahı beyazdan, gündüzü geceden ayıramayan zihniyet tüm insanlığı bir kefeye koyar ve fitili ateşleyip topunu yakar fırsatını bulsa.

Yaşanılan bir doğal afeti terör ile bağdaştırmak zaten mantık dışı. Şimdi bu nasıl bir ayırımdır, bu nasıl bir düşüncedir ki “adalet yerini buldu” derler? Nasıl binlerce masum insana “tü, kaka” gibi ağır ithamlarda bulunurlar? Vicdansızlığın ismi ne zaman milliyetçilik oldu?

İnsanlık daha ölmedi. Gün ne siyaset yapma ne de ayırım yapma günüdür. Gün bir olup dünyaya insanlık dersi verme günüdür.

Tags : ayrımcılıkdepremfaşizmkürtreha muhtarsiyasetterörvan depremiyunus

Leave a Response